alabildiğine

s.
1. 一望无际的, 辽阔无垠的, 无边无际的: \alabildiğine boş çöl 一望无际的荒漠 \alabildiğine deniz 辽阔无垠的大海
2. 过分的, 过度的, 极端的: \alabildiğine şişman bir adam 极胖的人, 大胖子
zf.
1. 尽可能地, 尽量地, 竭尽全力地, 拼命地, 全速地: \alabildiğine yardım etmek 尽可能地帮助 Haydut alabildiğine koşarak soluk soluğa elebaşının yanına gelmiş. 这个强盗撒腿就跑, 气喘吁吁地跑到头目跟前。
2. 过分, 过度, 极端: Hayat alabildiğine pahalılaşıyor. 生活费用暴涨。Vapur alabildiğine sallanıyor, yolcular da alabildiğine paniğe kapılmış bulunuyordu. 轮船剧烈地摇晃, 乘客们也乱做一团。

Türkçe-Çince Sözlük. 2014.

Look at other dictionaries:

  • alabildiğine — zf. 1) Sınırsız, uçsuz bucaksız bir biçimde Bir tarafı alabildiğine deniz, bir tarafı alabildiğine boş çöl. F. R. Atay 2) Olanca hızı ile 3) mec. Aşırı derecede, gereğinden çok …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • göz alabildiğine — gözün görebileceği en uzak yerlere kadar Göz alabildiğine uzanan yeşil tepelerin, ruha ferahlık veren bir munis enginliği vardı. Y. K. Karaosmanoğlu …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • azgın — sf. 1) Azmış olan, azılı Azgın hayvanın yularını kavrayarak başını alabildiğine havaya kaldırdı. H. Taner 2) Çabuk iltihaplanan, yarası hemen kapanmayan (ten) 3) Çok yaramaz (çocuk) 4) Cinsel istekleri aşırı olan 5) Coşmuş, taşmış Azgın su. 6)… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • çıngırdamak — nsz Çıngırak sesi çıkarmak Caz alabildiğine çıngırdıyor, gümbürdüyor, garsonlar sağa sola seğiriyor. H. E. Adıvar …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • Dadacılık — is., ğı, öz. 1) Savaşa ve toplumsal düzensizliğe karşı başkaldırmadan doğan bir sanat akımı, Dadaizm 2) ed. 1916 da dil ve estetik kurallarını tanımayan, kelimelerin anlamlarına değer vermeyen, anlatımda başıboş ve alabildiğine çağrışımlara… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • despotluk — is., ğu 1) Despot olma durumu, istibdat, despotizm 2) Bir ülkeyi zora, baskıya ve keyfe bağlı yönetme Devri nüfuz tüccarlığı yüzünden alabildiğine soysuzlaşmış, sonunda tam bir despotluk rejimi olmuştur. F. R. Atay …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • donatılmak — nsz Donatma işine konu olmak veya donatma işi yapılmak Renk renk şemsiyelerle donatılmış kilometreler boyu alabildiğine bir plaj... Ç. Altan …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • enginlik — is., ği 1) Engin olma durumu 2) Alabildiğine genişlik Yaylayı inmiş, ovanın enginliğinde hızlıca yol alıyordu. N. Araz …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • gedik — is., ği 1) Bir düzey üstündeki yıkık, çatlak veya aralık, rahne Duvar gediği. 2) Dağ geçidi 3) mec. Boşluk, eksiklik ... kanunların gediğinden alabildiğine yararlanıp küpünü doldurmuş bir açıkgözdü. H. Taner 4) mec. Güçlük, güç durum Gedikten… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • gırla — zf., tkz. Alabildiğine, çokça Elbette ya... O köşkte uşaklar, bahçıvanlar gırla. H. Taner Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller gırla gitmek …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • göz — is., anat. 1) Görme organı 2) Bazı deyimlerde, görme ve bakma Gözden geçirmek. Gözden kaybolmak. Göz önünde. Gözü keskin. 3) Bakış, görüş Bu sefer alacaklı gözüyle baktım. 4) Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak Asıl felaket bu pınara sırt… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

We are using cookies for the best presentation of our site. Continuing to use this site, you agree with this.